 | | ISBN13 978-605-316-182-0 | | 13x19,5 cm, 256 s. |
Liste fiyatı: 30.00 TL İndirimli fiyatı: 24.00 TL İndirim oranı: %20 {"value":30.0,"currency":"TRY","items":[{"item_id":"11392","item_name":"Benim Durumumdaki Erkekler","discount":6.00,"price":30.00,"quantity":1}]} |
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et | Diğer kampanyalar için |  |
|
| | Benim Durumumdaki Erkekler Özgün adı: Menn i min situasjon Çeviri: Banu Gürsaler Syvertsen Yayıma Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen Kapak Tasarımı: Emine Bora |
2019 Unified Language Prize Parçalanan bir hayatın acımasız ama şefkat dolu portresi... Karısı çocuklarını da alıp onu terk ettikten sonra Arvid Jansen, tutunacak çok az şeyinin olduğunu fark eder. Boş evini, yatağını, hayatını yadırgar; kim olduğunu pek de bilmediğini anlar. Gençlik günlerinin peşinde şehirde dolaşır, sarhoş olur, barlarda ısrarla peşine düştüğü kadınlarla yatağa girdiğindeyse ne yapacağını bilemez. İlk ayrıldığında neşeli bir zafer duygusu taşıyan karısı da ondan çok farklı durumda değil gibidir. Sadece üç kızlarından en büyüğü ebeveyninin kim olduğunu görüyor, ama ne onlara yardım edebiliyor ne de onlardan yardım alabiliyordur... Norveçli yazar Per Petterson’un diğer yapıtlarıyla da konuşan Benim Durumumdaki Erkekler ele aldığı hikâye kadar anlatma biçimindeki inceliklerle de öne çıkıyor.  | OKUMA PARÇASI |
Birinci Kısım, Bölüm 1, s. 11-15 1992 yılının eylül ayında bir pazar günüydü, saat yediye geliyordu. Geceyi dışarıda geçirmiştim, sabahın ilk saatlerinde Tollbu Caddesi’nde eski bir eczaneden bara dönüştürülmüş bir mekândaydım, ancak kimsenin peşine takılıp evine gitmemiştim. O sıralarda, o yıl, bu durum benim için pek olağan sayılmazdı, çünkü hemen her gece Oslo’nun merkezine iner ve her ne kadar yaradılışıma aykırı olsa da barlara kafelere gider, duman altı olmuş bu kalabalık mekânların kapısından içeri girer girmez kendimi yuvama gelmiş gibi hisseder ve yine her ne kadar yaradılışıma aykırı olsa da etrafa dikkatle göz gezdirirken o gece nerede yatacağımı geçirirdim aklımdan. Birkaç saat sonra kafeden ya da birahaneden ayrılırken de genellikle yalnız olmazdım. Bu ayları geride bıraktığımda, benim gibi bir erkeğin yapabileceğini önceden hiç düşünemediğim kadar çok yatak odasından, evden ve semtten geçmiştim. Ancak bu durum kendiliğinden son buldu, ateş olmak istemiştim ama ateşimde alevden fazla kül vardı artık. İşte o sabah telefon çaldığında kendi yatağımdaydım. Cevap vermek istemedim, müthiş yorgundum. Evet içmiştim ama çok değil, hatta gece on birden sonra içmemiştim – bu kesin, sonra merkezden Tåsen’e giden otobüse binip şimdilerde döner kavşak yapılmış olan köşede inmiş, yağmurda yürüyerek Sagene Kilisesi’ni geçip Bjølsen’e doğru ilerlemiştim. Apartmandan içeri girerken kendimi bayağı iyi hissediyordum, kanımdaki alkol oranı sıfıra düşmü... | Devamını görmek için bkz. |  |
 | ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER |
Emek Erez, "İnsan bir muamma", Gazete Duvar, 31 Ocak 2020 Metin karakterlerini anlamaya çalışmanın, insanı anlamaya çalışmakla benzer bir yanı olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle karakterlerin öne çıktığı, aklımda yer ettiği anlatıları biraz daha dikkatle okuyorum. Metin karakterlerinin yerleştirildikleri olaylar içine yaşadıkları; bocalamaları, serzenişleri, olduramayışları, aileyle, toplumla, kendileriyle hesaplaşmaları üzerine düşünmenin haz verici bir tarafı var. Çünkü karakterin benliği, gündelik yaşamda onu sunumu ve kendi başınayken takındığı tavır, hayatta kalma çabası varlığını sorgulayışı gibi konular metni enteresan boyutlara çekebiliyor. Terk edilme, bocalama, dünyaya uyumlanma veya ayrıksı tavır takınma, duygular, sıkıntılar bir metinde ne kadar iyi yansıtılırsa sanırım okur da o kadar çok metnin içine girerek onunla bağ kuruyor. Anlatılan hikâyenin insana dair ne söylediği önemli; böylece bir kitap sadece okunup, geçici hazlar alınıp bir kenara bırakılacak bir nesne olmanın ötesine geçiyor. Çünkü metindeki bir an yaşamın bir yerinden sizi yakaladığında aslında kendisini de hayatın akışına kabul ettirmiş oluyor, sizinle birlikte macerası devam ediyor. Bunu başarabilen yazarlardan olduğunu düşündüğüm, Per Petterson’ın Benim Durumumdaki Erkekler kitabı, Metis Yayıncılık tarafından, Banu Gürsaler Syvertsen çevirisiyle basıldı. Ailesini bir kazada kaybettikten sonra eşinin çocukları alıp evi terk etmesiyle yaşamı daha da çeki... | Devamını görmek için bkz. |  |
Metin Celâl, "'Her şey uçup gitmiş, bana hiçlik kalmıştı'", Hürriyet, 31 Ocak 2020 Per Petterson’un yeni romanı Benim Durumumdaki Erkekler’in kahramanı Arvid Jansen’i Lanet Olsun Zaman Nehrine’den (2012) anımsıyoruz. O romanda idealleri uğruna üniversiteyi bırakmış, bir fabrikada işçi olarak çalışıyordu ve boşanmanın eşiğindeydi. Aradan üç yıl geçmiş, 1992 yılının eylül ayında başlıyor Benim Durumumdaki Erkekler. Arvid Jansen yalnız bir yazar, dul bir erkek olarak karşımıza çıkıyor. Karısı, en büyükleri 12 yaşında olan üç kızı alıp Arvid’i terk etmiştir. Arvid, aldığı bir yazarlık bursu sayesinde fabrikadaki işinden ayrılmış, kendini tamamen yazmaya vermiştir ama yazamamakta, tamamen boşluk içinde yaşamaktadır. Karısı Turid’in terk etmesi değildir tek sorunu. Bu zaten ertelenmiş bir ayrılıktır. Karısı bir yıl Arvid’in acısının biraz dinmesini beklemiştir. “7 Nisan 1990 gecesi, Oslo’dan Frederikshavn’a giderken 500 yolcu bulunan Norveçli feribot ‘İskandinav Yıldızı’ alevler içinde yükseldi ve 159 kişi öldü.” Bu gemide Arvid’in anne-babası ve iki erkek kardeşi de hayatını kaybetmiş. Bu olay, yazar Per Petterson’un yaşamından romana yansıyan önemli bir olay. Aşkla evlendiği karısı tarafından terk edilmek ve ailesini yitirmek, kaçınılmaz olarak Arvid’i yıkmıştır. Derin bir depresyonda olması şaşırtmayacaktır. Arvid derin bir yalnızlığın içinde kendini bulmaya, geçmişiyle hesaplaşmaya, yeniden kendi normaline, ma... | Devamını görmek için bkz. |  |
|